Kayıtlar

Şiir etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

söz, sesle karıştı: çığlık doğdu

Resim
‘’bu yeryüzünde insan, şairane mukimdir.’’ (hölderlin)      şiir, bir kez vuzuh olup bir vücuda büründükten sonra onu kuşanan dizgelere aitliğini yitirir. bir yılkı, bir küheylân gibi başıboş gezinir yol ile yol olanların dimağında. bu çağlar arşınlayış ontolojik bir buhran yaratır, keşmekeşe sebep olur. gerçekliğin alt üst edilmesidir çünkü şiir; üretilen Gerçeklik ’lere bir başkaldırıdır, anayasanın ihlâlidir.      yan yana yürür felsefe ve şiir, birbirlerine içkindirler. yine de şiir, felsefeyi daha çok ihtiva etmektedir. bundan ötürü sürgün eder platon şairleri callipolis’ten. statükosunun poetik bir savaş vasıtasıyla sarsılacağını bilir. çünkü şairler, alışılagelmişi yıkmakla yükümlüdürler. bu savaşın ayân kılınmadığı bir düzlemde kendini gerçekleştiren şiirler, hâkim paradigmaların ve ideolojilerin açık ya da örtük birer sözcüsü olmaktan öteye gidemezler. bu yaşandığı, yani şiirler kendi episteme’ lerini üretemediği, kendi oluş hâllerini kendi-iç...

Mayakovski’nin ’'Şiir Nasıl Yapılır’’ Kitabının Düşündürdükleri

Resim
Az evvel Mayakovski'nin ''Şiir Nasıl Yapılır'' adlı kitabını bitirdim. Bu yazı da biraz alıntılardan hareketle düşüncelerimden oluşacak. ‘’… onlar, ebedi şiirin hiçbir diyalektiğe sığmadığına ve tek üretim sürecinin, başlarının ilham için dikilip beklemesi ve göksel şiirin-ruhun kabak kafalarına güvercin, tavus kuşu ya da devekuşu olarak konması olduğuna inanıyorlar. Bu beyleri teşhir etmek zor değil.’’ (Vladimir Mayakovski, Şiir Nasıl Yapılır, s.9) Bu alıntıda Mayakovski, romantik küçük-burjuva şairlerini eleştirerek söze başlıyor ve şiirsel üretimin bir ilham sonucu ortaya çıkmadığını vurguluyor. Katılıyorum. Şiir, bir gözlem işidir; diyalektiktir, çatışmalar şiiri besler. Bunun yanı sıra şiir için geniş, bilimsel bir tarihsel perspektifin; sosyolojinin, psikoloji ve felsefenin, hatta evrensel mit bilgilerinin var olması gerektiğini savunuyorum. Gerekirse çiçeklerin, yıldızların, sembollerin dahi farklı kültür ve toplumlarda neyi simgelediği araştırılmalı. B...

kavga ve tufan (şiir)

Resim
  çağlar arşınlayan bir küheylan gibi silkiniyorum gecenin paslı koynunda artık şiirle durlanacak tek bir satır kalmadı   tek bir satır kalmadı beni kendimle avutacak bir bildiriyi baştan yazmamı sağlayacak o güçten                                                                  eser kalmadı şimdi tütün yüklü çiçekler bir bir varoşlara dönüyor düğümleniyor bana hayatın sol cebindeki urgan                  -bu ihtilâli nasıl çağlayacağımı bilmiyorum sanki görüngüler kentinde bir ben kalmışım kavgamla bileşik bir de gençliğimi silip süpüren o dingin tufan o tufanda düşen g...

Kendinin Faili ve Maktulü Olan (Şiir)

Resim
çığlıklanmış şiirler ve isyan yaşantıma vereceğim tek armağan budur her sabah benim geçtiğim yollarda kendini arar sarhoşlar her sabah gazellenmiş kentimde bir kadeh düşer parçalanır bir şarapnel gibi saplanır sözcükler sanrıların alnacına yürürüm, yürüyüşümle bir ölüm sil baştan kurgulanır ben tüfek tutmasını bilmem el bombasını, füzeyi ve savaş uçaklarını da tek kişilik bir orduyumdur çünkü varoluşuma karşı ilmihalli mızraklar örmem tanrısal şirketlerin namına                                         ben yalnızca bir insanım                                          ben, yalnız bir insanım...

Hüküm Kesin: Şairlikten Yargısız İnfaz! (Şiir)

Resim
sararmış bir operadır göğsümde akşamlar öylesine kasvetli, soğuk ve yorgun içimde felâket bir kargaşa içimde kendini çarmıhlayan yalnızlık içim ki ölü şairler mezarlığı nasıl anlatsam bilmiyorum tanrıların bana sataştığını aynalar bana tanımadığım bir sureti gösteriyor hükmüm kesin: şairlikten yargısız infaz! kapatılmışım tek kişilik bir hücreye zihnim çiçeğe dursa sanrılarım onmaz. sen misin ey ikarus böylesi delişmen tavırlı bir senle ben bakışımlıyız ötekiler yalan söylüyor radyolarda bir nihaventtir tutturmuş göksalkımlı hücremdeki şeytanlar neden yalnız beni yargılıyor akşamlar sararıyor birer birer, sesler sararıyor bir yaprak düşüp savruluyor çocukluk düşlerime kimseler bilmiyor oysa öldüğümü kimseler bilmiyor öldürdüğünü de her gece yıldız yağmurlarıyla uyanıyorum göğü içiyorum suskun, bulut içiyorum çok kişilik bir yalnızlık doğuruyor beni şarap içsem kesmiyor, şiir içiyorum pusuyorum benliğimin mevzisine        ...

Ölüm müydü Öptüğüm Yoksa Hayat mı (Şiir)

Resim
ölüm hayatla birleşen bir ufuk çizgisidir sarmaşıklı günlerde kendi yankısını katil sanan bir çocuğun tedirginliğidir evlerin soğuk koridorlarında volta atar şafakleyin duvarlara siner perdeler birer birer örtüldüğünde çünkü ölümdür hayatın özsuyunda katrelenip çağlayan yaprakları bir küldönümünde savurup maziyle onduran ölümdür, kimse bilmez yıldızların yılkı gibi kayıp gittiğini ağıtlar dizerler suskun, doğmaya yatanların ardından ben ölümü halkın bağrında yanan tomurcukta gördüm birer birer göğe düşüyordu karanfiller ellerinde ipekten bir seviyle yıldızlanıyorlardı bir hazirandı ölümü gördüğümde, marttı, mayıstı umudu zindanlardan kazıyıp kanağaçlarına duruyorlardı bir aralıktı sonra ben ölümü yalnız öptüğümde usul usul dinginlendi denizler direnci koparıp yıldızların sayrı bahçesinden sözkıranların ardına gömüldüm ölüm müydü öptüğüm yoksa hayat mıydı bilmem diyalektik bir çelişkiydi benim var olmaktan anladığım direngenliğimle atıldım cenk meydanına birden ...

Düşbozumu Balladı (Şiir)

Resim
bir düşbozumuydu gittiğinde ellerinde çocuk yaprakların onulmaz kederi göğsünde eksik şairlerin tragedyası üşüyorum sevgilim, gülüşüne vur sevdamızı vur ki sana gelecekten söz edeyim, karanfil yüklü günlerimizden vur ki istanbul’da açacağımız sahaftan sonra, el ele koşacağımız kızıl düşlerden… dağılmış bir gök gibiyim şimdilerde sevgilim, tüm yaprakları koparılmış çiçekler gibiyim ne aşkı unutmak mümkün ne örselemek onu dar sokaklardan gazel biçmiş şehirler gibiyim bana zamandan bahsediyor bilgiçliğin tanrıları zamanın seni de alıp sürükleyeceğinden bahsediyorlar bilmiyorlar oysa takvimlerimin sana kurulduğunu bilmiyorlar sevgimin kanağacında durulduğunu resmine baktığımda diniyor göğsümü sıkıştıran boşluk hüzne devşirdiğim çiçekler kardelen olup açıveriyor bilmiyor tanrılar gülüşünü yüreğimde uyuttuğumu her sabah seni anlatıyor artık gazeteler koskoca bir kâinat çarpışıyor seni yinelemek için koskoca şiirlerin kapısı sana çıkıyor onlar da sanıyor ki zamanla ...

İhtilâl Çağında Sevdalar (Şiir)

Resim
aşk ve kavga bunlarla bileyledim ölümle raks eden hayatımı düş yorgunu serüvenlere ben bunlarla eğildim kuşanıp yüreğimi buğulanmış çiçekler misali beni aşkla onduran bir insan sevdim                                      şimdiyse kalbim acıyor. gözleri yüreğimin satır başına örülmüş bir şiir kadar titrekti elleri dolaştığında elime tanrıya inanırdım dağılıp gitmiş gibiydi tekliğimin sisli perdesi yürüdüm üstüne korkusuzluğun ve inancın                                    şimdiyse kalbim acıyor. sesiyle doldu günüm olur olmadık yerlerde kırdım birden asi şairlerin solmuş kalemlerini nefretim aşkla yamandı vursam bir gülü                 ...

Göçmen Kuşlar (Şiir)

Resim
yaşam avuç dolusu yalnızlıklardır süveydamızda yamanan anlatır tekil bir kalabalığın hoyrat seslenişini çocuk yıldızdan biçilmiş ölümleri görüp kanarım. bahar gelir, çiçeklerce akdeniz filizlenir bir yürek ummanında sürüklenir balıkçılar uzak bir ihtimaldir fakat belki bu gök duvarlı zindanı yıkıp zamana isyankâr bir olta atarlar                (kimseler duymaz gidişlerini              sessizlik de susmaz gidişimi) bir mısradır, süzülür yalnızlığımın yanaklarından sözcüklerle paklanır çocukluğumun hırçın elleri yumruklanmış duvarlar dile gelirse belki bir gün anlatırım yıldızların neden odama gömüldüklerini ölüm ki yemenisindedir biçare hayatın gizilgüçtür cesetlenmiş çiçek bahçelerinde ve sevgilenir ölüm bir akşamüstü apansız artık kardelenler de yorgundur karanfiller de sonra huzur kokar bir kurşun gibi söken şafak göçmen kuşlar kanatlarına al...

Bir Militan Portresi (Şiir)

Resim
Bir Militan Portresi ‘’şuramızda, tam şuramızda tarihe nasıl anlatsam ey anneleri korkutan bizi yaşatan kan günler perişan’’   (Arkadaş Zekâi Özger) *** kan uykulardan uyanıp güller ekiyorum bir seher vaktinde kurşunlanıyor apansız çocuksu düşlerim ilkin ayaklarımın altından kayıp gidiyor toprak sonra mekanik bir tanrı kalıyor yalnız gerimde bir de bağbozumuyla dökülen militan bir yaprak. evet, isyandır şimdi evrenin göğsüne çakılan şiirlerim her dizesi kavga türküleriyle harmanlanır biraz pir sultan’dırlar biraz bedreddin dadaloğlu’m sarp yamaçlı dağlardan haykırır topyekûn başkaldırır anadolu’m devletlû ele ezilenlerin sesi arş-ı âlâda yankılanır                     kim bilir,                     ben bilmem belki kırlangıçların çarmıha gerildiği çağlarda zulmün ...

Parka (Şiir)

Resim
Parka bir zamanlar balon uçurduğum parklardan nefti yeşili bir parkayla geçiyorum şimdi ve başım bir partizan kadar mağrur, çantamda devlet ve ihtilâl kınımda taşıyorum tüm yasaklı düşünceleri ben hiç hapse atılmadım           hiç öldürülmedim tanımadım yağlı kemendi, celladı ama tanıdım alın terini, yoksulluğu benim her sabah selamlaştığım simitçi amca ihtiyar yaşında bir tezgâh başında öldü onu arar şimdi şafakleyin göz bebeklerim                                                        oysa o                              ...

Karanfilden Bir Halk Türküsü (Şiir)

Resim
Karanfilden Bir Halk Türküsü   ah şimdi kimlere anlatmalı içimdeki sızıyı kimlerin yüreğini umudun ateşiyle paklamalı? şu zifiri karanlıkta gökyüzüne sarılsam, sarılıp da haykırsam…                                yıl-dız-lar,                                sesimi duyarlar mı? bilmiyorum canım kardeşlerim neden kanla yunuyor bu dünya bir mısraı dahi incitmeden sevebilmek neden böyle zor           bilmiyorum ey gönlüm çiçeği dalma yıkık dökük gözlerinle uzaklara hıncını kuşan hüznünü ört ve açlıkla bileylenen öfkeni vur şimdi suskun sıradağlara yüreğin, yüreğim olsun          ...

Kanlı Uçurtma (Şiir)

Resim
Kanlı Uçurtma ölüm gelir çalar kapıyı apansız beklemez yarım kalan düşlerini bir elinde kanlı meşale diğer elinde eskil bir vesikalıkla hançerler çocuk gülüşleri belki ben de giderim bir gün anne kulağımda dağların ezgisi yankılanır bırakırım kendimi bir kuyruklu yıldız misali ve küllerim savrulur kızılırmak derinlerinde hayır benim emekçi annem                                    hayır ne adım kalacaktır geride ne de solgun bir resmim belki toprağımda menevşeler biter örneğin belki dizleri yamalı bir çocuk koşturur üzerinde bilirim ben bunu çünkü görmüşümdür ölümün kılıncını yüzyıllar boyu dağ fidanları yanım sıra gömülmüştür sonsuzluğa yüzlerini bile görmediğim arkadaşlarım güvercin olup özgürlüğe süzülmüştür ama siz yine de beni barış kokan pencerelerden izleyin derim emek tütsün sobalarda özgürlükle yunsun şu çocukluğum sokakları öyle ağıtlar filan dizmeyin ardımdan ...

O Çocuklar (Şiir)

Resim
-Berkin, Uğur, Mazlum, Ceylan ve öldürülen tüm çocuklara ithaf…- ‘’ O çocuklar büyüyecek O çocuklar büyüyecek O çocuklar...’’ (Edip Cansever) o çocuklar büyüyemiyor edip abi ya bir kuytuda öldürülüveriyorlar    ya da yitiriyorlar tüm düşlediklerini. o çocukları hep vuruyorlar yurdumuzda kimisi gaz kapsülüyle 15’inde düşüyor        kimisi 12 yaşında 13 kurşunla... kan revan içinde kalıyor gülüşleri,     göğe gömülüyor yüreklerindeki uçurtma. o çocuklar büyüsün istiyorum edip abi üç nokta koymayalım sonlarına         ellerine bir balon verelim yahut bir ağacın dibinde        dalsınlar heyecanlı kitapların arasına… öyle bir sarılalım ki ağlamasınlar gülsünler acı nedir bilmeden doyasıya. ağlamak istiyorum edip abi büyüyemeyen çocukların elinden tutup onlara sevgi dolu bir dünya sunmak        ve hepsi kardeşimmiş gibi      ...

Zincirleri Kıra Kıra (Şiir)

Resim
Göveren çiçekler günden güne soluyor         göğün karanlığı vuruyor üzerimize. Bense oturmuş yurdumu düşünüyorum        keder yürüyor mısralarıma gecelerce… Sonra,   zulme karşı bir bayrak göndere çekiliyor çorak topraklarda bitiyor yeni nebatlar. Karanlık, gözyaşına teşneyse de hıncahınç doluyor yüreklere umutlar. Umuda boğuluyor gökyüzü,              umuda doğuyor tüm çocuklar. Yıldızsız gecelerde yurdumu düşünüyorum içimden gelmiyor aşk şiirleri yazmak. Çünkü günbegün güzel olan her şeye elini açıyor bu karanlık ve soğuk toprak. Ey canım kardeşim… Uykundan uyan da bir bak! yazmak yasak,             yaşamak yasak,                         düşünen tutsak… Ama bir gün ...

Güldüğünde Güneş Doğacak (Şiir)

Resim
eey, yüreğinde milyon yıldız taşıyan çocuk! senin için doğacak güneş ve alacakaranlıklar senin için aydınlanacak. göğe çevir de başını bir bak! umudun türküsünü işit… ihtimal dâhilindedir ki biz yanacağız            -yandıkça tutuşacak karanlık sokaklar-  belki de kül olacağız            meçhule giden bir sarp yamaçta.  ancak sen doğrulacaksın  ve elindeki meşaleyi yüzyılların birikimiyle                   düşmana doğrultacaksın. eey, yarınların güzel yüzlü güleç çocuğu! yüreğimin içi, yüreğim, can parçam… yaş düşmesin güzel gözlerinden, ışık saçan bakışlarına                 düşman eli değmesin… yolun düşerse bir gün ekmek kavgasına gül, düşman çehresine ve  emeği hor gören alçakların yüzüne tükür. bil ki,  sen güldüğünde güneş yeniden doğacak.

Ahmet Erhan-Alacakaranlıktaki Ülke (Şiir)

Resim
Ahmet Erhan benim için çok değerli olan bir şairdir. Kendisiyle tanışmayı öyle çok isterdim ki... Okuduğum hiçbir şiire benzemiyor onun yazdıkları. Satırlarda karalanan şeyler 'cümle' deyip geçiştirilemeyecek kadar özel. Ancak bu şiirinin yeri, okuduğum ilk şiiri olmasından ötürü apayrı.  Her yol ağzında kendine rastlamaktan yorulan büyük şairimize, Ahmet Erhan'a saygı ve sevgilerimle...  İyi ki geçmiş bu dünyadan. İyi ki varsın Ahmet Erhan! I Göğün karanlık denizlerinde yelkenlerini şişiriyor ay Ülkeme bakıyorum uzayıp giden bir gecede Suskun ve boynu bükük yalnızlığında bir sokağın. Elimde henüz açmamış bir gül var Ve boşanmayı bekleyen bir konuşma isteği dilimde Perdeleri çekilmiş, kapıları sürgülenmiş evlerde Yaşayıp giderken halkım. Rüzgâr bırakılmış bir mumun alevi gibi Titriyor bakışlarımda bütün görüntüler Tabak, çatal sesleri geliyor çok derinlerden Fısıltılı konuşmalar, ürkek gülüşmeler… Çocuklar, ilk silah sesinde yaşl...