Mayakovski’nin ’'Şiir Nasıl Yapılır’’ Kitabının Düşündürdükleri
Az evvel Mayakovski'nin ''Şiir Nasıl Yapılır'' adlı kitabını bitirdim. Bu yazı da biraz alıntılardan hareketle düşüncelerimden oluşacak.
‘’… onlar, ebedi şiirin hiçbir diyalektiğe sığmadığına
ve tek üretim sürecinin, başlarının ilham için dikilip beklemesi ve göksel
şiirin-ruhun kabak kafalarına güvercin, tavus kuşu ya da devekuşu olarak
konması olduğuna inanıyorlar. Bu beyleri teşhir etmek zor değil.’’
(Vladimir Mayakovski, Şiir Nasıl Yapılır, s.9)
Bu
alıntıda Mayakovski, romantik küçük-burjuva şairlerini eleştirerek söze
başlıyor ve şiirsel üretimin bir ilham sonucu ortaya çıkmadığını
vurguluyor. Katılıyorum. Şiir, bir gözlem işidir; diyalektiktir, çatışmalar
şiiri besler. Bunun yanı sıra şiir için geniş, bilimsel bir tarihsel
perspektifin; sosyolojinin, psikoloji ve felsefenin, hatta evrensel mit bilgilerinin
var olması gerektiğini savunuyorum. Gerekirse çiçeklerin, yıldızların,
sembollerin dahi farklı kültür ve toplumlarda neyi simgelediği araştırılmalı. Bunlar
imge için gerekli unsurlar. Öyle gelişigüzel bir imge kurulmamalı. Şiirin
noktası yahut noktasızlığı dahi şiirde bir anlam ifade etmeli, çağrışım
doğurmalıdır. Çünkü şiir, kendi zamanını ve tüm zamanları aşabilecek yegâne
güçtür. Bunun ön koşulu ise tek bir odağa hitap etmekten kaçınmaktır.
‘’Şiirsel
yapıtta yenilik zorunludur. Şaire verili sözel terkibin sözcük malzemesi,
işlenmek zorunda. Eğer şiir yapmak için eski sözel hurdalardan da
yararlanılacaksa, bunlar yeni malzemenin niceliğine titizlikle uygun olmalılar.
Böylesi bir alaşımın ne kadar kullanışlı, işe yarar olup olmadığı -yeni malzemenin
niceliğine ve niteliğine bağlı olacaktır.’’
(Vladimir Mayakovski, Şiir Nasıl Yapılır, s.14)
Diğer bir başlık, şiirde
yeniliğin zorunlu olması. Bu, özgünlük için de gerekli. Evet, eski şiir
hakkında da bilgimiz olmalı fakat onu eleştirip geliştirerek yeni bir kisveye
büründürmemiz gerekiyor. Tamamen kişisel bir görüş olarak, bugün hâlâ hece
ölçüsü yahut aruz kalıplarını kullanan, şiiri belirli kurallara zincirleyen
yaklaşımları doğru bulmuyorum. Elbette bu da şairin özgürlüğüdür ancak bence bu
sınırların da aşılması gerekir.
‘’Şiirde
anlatımın zirve yapması gerek. Şiirin en önde gelen anlatım araçlarından biri
-imgedir.’’
(Vladimir Mayakovski, Şiir Nasıl Yapılır, s.43)
Mayakovski, bu alıntıda üslubun
önemini vurguluyor. Kesinlikle doğru. Şiir, edebiyatın yüreğidir. İmgesiz bir şiirin
de durmuş bir kalpten farkı yoktur. Bu imgeler, yaratıcılıkla ilintili olduğu
gibi gözlem ve araştırmayla da sıkı bağlar taşır. Bu noktada çeşitli şiirsel
tekniklerin, yöntemlerin bilinmesi; şiir üzerine de okumalar yapılması gerekir.
Örneğin sözcüklerin bazı anlamlara yetmediği noktalarda gerekirse bu sözcükler
ve söz dizimi paramparça edilmeli, yeni sözcükler yaratılmalıdır. Dil sapması,
bu noktada bence şiirin mihenk taşıdır. İster sessel ister sözcüksel isterse
anlamsal bağlamda olsun. Bunun yanı sıra bazen bir mısrayı uzun bir cümleyle
doldurmak yerine, tek bir sözcükle süslemek dahi okurda farklı çağrışımlar
uyandırabilir.
Mayakovski bizlere ‘’şiirsel
yapıtın ön hazırlığının kesintisiz sürdüğünü’’ de söylemektedir eserinde. Hayatın,
varoluşun kendisi bir yaratım süreciyken onun içinde olan şiirin böyle olmaması
beklenebilir mi? Hayır. Şiir yazan, şiir gibi yaşamalıdır. Şiir gibi yaşayan
kişi için ise gördüğü her olay, yaşadığı her duygu, gözlemlediği insanlar vs. o
yaratım sürecine dahildir. Abartılı olacak ama bence bazı insanlar için bu
süreç uykuda bile devam ediyor. Mesela ben, rüyamda gördüğüm bir nesnenin bir
çağrışım yaratmasıyla koşa koşa yataktan kalkıp sabaha kadar o çağrışım ve şiir
üzerine çalıştığımı anımsıyorum. Ya da bomboş tavana bakarken kafada bir şimşek
çakıveriyor falan... Bir noktada manyaklık gibi görülebilir bu. Ama şiiri salt
yazmayan, yaşayan kimseler beni çok iyi anlayacaktır.
‘’Ne
kadar yetenekli olursa olsun hiç kimse başlangıçta hemen büyüleyici eserler
yazmaz; diğer taraftan, ilk çalışma her zaman ‘’en taze’’ olandır, sanki o ana
kadarki ömrünün tüm birikimi onda içerilmektedir.’’
(Vladimir Mayakovski, Şiir Nasıl Yapılır, s.21)
Şiir
zaten başlı başına bir gelişim süreci değil midir ki? Büyüleyici şiir diye bir
kavram da olmasa gerek. Yetersizlik hissiyatı hep var olmalı. Şayet kişi, ne
zaman kendisine
''Tamam, ben başardım.'' derse o noktada şiiri bitmiş, gelişimi sekteye uğramış
demektir. Mesela ben, çocukluğumdan beri bir şeyler karalarım. İlk etapta
bunlar klasik ergen sayıklamaları olarak göründü, sonra salt sloganvari ve
toplumsal bir zemine oturdu. Son noktada ise imge ile tanıştım. O noktadan sonra şiiri ''toplumsal'' yahut ''bireysel''
diye iki farklı kategoriye ayırmanın da mantıksızlığını gördüm. Çünkü insan,
bireyselleşmeden toplumsallaşamaz. Şiir de böyledir. İkisinin etkileşimi,
bütünselliği ile filizlenir; yüreğe kök salar. Dergiler
şiirlerimizi kabul etmeyebilir, bu bizim hevesimizi kırmasın. Evet, her insan
yazdıklarının takdir görmesini, bilinmesini ister. Ama yegâne amaç bu değildir.
Biz, yaşamak için şiir yazıyoruz. ''Şiir benim tanrımdır.'' diyor Ferruhzad,
bu işte. Benim için de öyle. Şiir benim ekmeğim, suyum, emeğim, nefesim,
müziğim, hayatım. İlk başlarda dergilere kabul edilmedikçe ne kadar üzülsem de
bu bakışı kuşandıktan sonra şöyle düşündüm: ''Neden onlara yazdıklarımı beğendirmek
zorunda olayım ki?'' Böyle düşündükten sonra her şey bir biçimde akıp gitmeye
devam ediyor; elbet bir gün bir dergi -ya da birden çoğu- o şiirleri görüyor,
basıyor.
‘’…
bir eseri bitirdiğimde, birkaç gün onu çekmeceme kilitliyorum, daha sonra çıkartıyor
ve daha önce gözden kaçan kusurları hemen görüyorum.’’
(Vladimir Mayakovski, Şiir Nasıl Yapılır, s.33)
Bu alıntıda aslında
şiirin demlenmesi gerektiğini vurguluyor Mayakovski. Kendime yapacağım en büyük
öz eleştiri de budur. Söz gelimi ben çok sabırsızım, bir cümle geldi mi arka
arkaya geliyor, hepsini bir anda yazıyorum ve dosyaya ekliyorum. Sonra sabah
dönüp kendime sövüyorum, ‘’Bu da şiir mi be!’’ diye. Çünkü bu kadar aceleyle
yazılan şiirler çoğunlukla bütünsellikten uzak, dağınık oluyor.
Yazının sonuna gelmeye
yakın, biraz da şiirin taraflılığı konusunu ele alalım.
Mayakovski, şiirin
biçimselliği/içeriği hakkındaki sözleri dışında ‘’Apolitik sanat anlayışını
parçalayalım.’’ da demektedir son bölümde bizlere. Zaten Gramsci'nin dediği
gibi: ''Yaşamak, taraf olmaktır.'' Bizim tarafımız ezilenin, haksızlığa
uğrayanın tarafı; denklem bu kadar basit. Kendi sınıfınızın bilincinde olmaz ya
da tarafsız kalmaya çalışırsanız, şiiriniz de anlamsız sayıklamalardan öteye
varamayacaktır. Ben demiyorum ki şiirde slogan atalım, salt sömürü düzenini
anlatalım. Çünkü ben bunu da savunmuyorum. Zaten sınıfsal yaklaşım bundan
ibaret değil. Yabancılaşma olgusu üzerinden de hareket etmek lâzım. Ben çoğu
şiiri bu zemine oturtuyorum. Marx'ın İnsan Anlayışı kitabında Erich Fromm, Marx'ın,
sosyalizmi safi üretim araçlarındaki özel mülkiyetin kaldırılması olarak
değerlendirmediğini savunur. Marx'ın söylediği, bireyin bir eşya-insan hâlinden
çıkarılması, özgürleştirilmesi, kendini gerçekleştirebileceği koşulların
yaratılmasıdır. Marx, bireye bu kadar değer verirken bireyi hiçleştiren
sosyalist yaklaşımların mekanik ve diyalektikten uzak olduğunu düşünüyorum.
İşte, şiirde sınıfsal bir
zemin de yabancılaşmış o insandan hareketle kurulabilir. Bu, zaten toplumun da
aynası olduğu için şiir hem bireysel hem toplumsal bir düzlemde gelişecektir. Sonrasında
da çağın mekanik tanrılarına, putlara başkaldırış ve başkaldırışın muhtelif
tezahürleri…
Son olarak Mayakovski, dostu
Yesenin'in intihar etmeden önce kendi kanıyla yazdığı ''Ölmek yeni bir şey
değil dünyada / Ama yaşamak da daha yeni değil kuşkusuz.'' dizelerinden
hareketle şunu söylüyor: ''Bu yaşamda ölmek güç değil / Yaşam kurmak asıl güç
olan.'' Fakat Yesenin'i eleştirip şiirde yaşama sevincini vermeliyiz derken
kendisi de Yesenin gibi intiharla sonlandırıyor hayatını, bu da ilginçtir.
Bence şiirde ne yaşam
sevincini vermeliyiz ne de ölümü. İkisi de iç içe bir noktada, yani karşıtların
birliği... Sadece insanı, insanın çelişkilerini anlatmalı; insanı yaşamalı ve
şiirleşmeliyiz; hepsi bu.
Şiir konusunda yetkin
birisi değilim, sadece şiirle uğraşan bir üniversite öğrencisiyim. O yüzden
eksik bıraktığım yerler olabilir, ileride bu düşüncelerim değişebilir de. Uzun
oldu ama kitabı bitirince bir paylaşımda bulunayım dedim.
Cemre
N. Karain

Yorumlar
Yorum Gönder