Kayıtlar

Deneme etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

ÇAĞDAŞ MİTOSLAR, ÜST-İKTİDAR VE TOPLUMSAL PERSONA İLİŞKİSİ

Resim
Moderleşme öncesi soyut olan mitoslar, modernleşme sonrası müşahhas kılınıp görünür edildi. Her ne kadar çağlarının geçtiği anlatılageldiyse de mitoslar farklı tezahürlerle zihinlerimize işlenmeğe devam etti. Medyatik unsurlar, 21.yy. tanrıları, reklamlar, iktidarlar, bakanlıklar… Mitosun egemenlik gücü buralara aktarıldı ve mitik dönemdeki insanların sorgulamaksızın yerine getirdiği ritüeller, bugünün insanlarınca farklı biçimlerde icra edildi. Belki bu tapınmaların şekli ve muhtevası değişti ancak altlarında yatan ortaklık bâki kaldı: Toplulukların sığınma güdüsünü farklı kanallara akıtarak benliği eritmek. Böylelikle çağdaş mitoslar, gücü büyük oyuncunun, ‘’üst-iktidar’’ın elinde tutmaya yarayacaktı. Peki neydi ‘’üst-iktidar’’? Reklam panolarında estetize edilmiş güzellik algısını insanlara aktararak onların güzellik merkezlerinde sermayelerini eritmelerini sağlayan, toplumun gerçekleri görmemesi için muhtelif sosyal mecralardaki kliplerle gözlerini boyayan, kişisel gelişim safs...

söz, sesle karıştı: çığlık doğdu

Resim
‘’bu yeryüzünde insan, şairane mukimdir.’’ (hölderlin)      şiir, bir kez vuzuh olup bir vücuda büründükten sonra onu kuşanan dizgelere aitliğini yitirir. bir yılkı, bir küheylân gibi başıboş gezinir yol ile yol olanların dimağında. bu çağlar arşınlayış ontolojik bir buhran yaratır, keşmekeşe sebep olur. gerçekliğin alt üst edilmesidir çünkü şiir; üretilen Gerçeklik ’lere bir başkaldırıdır, anayasanın ihlâlidir.      yan yana yürür felsefe ve şiir, birbirlerine içkindirler. yine de şiir, felsefeyi daha çok ihtiva etmektedir. bundan ötürü sürgün eder platon şairleri callipolis’ten. statükosunun poetik bir savaş vasıtasıyla sarsılacağını bilir. çünkü şairler, alışılagelmişi yıkmakla yükümlüdürler. bu savaşın ayân kılınmadığı bir düzlemde kendini gerçekleştiren şiirler, hâkim paradigmaların ve ideolojilerin açık ya da örtük birer sözcüsü olmaktan öteye gidemezler. bu yaşandığı, yani şiirler kendi episteme’ lerini üretemediği, kendi oluş hâllerini kendi-iç...

GERÇEKLİK KURGUSAL MIDIR?

Resim
  Üniversite öğrenimimin ilk döneminde Yeni Türk Edebiyatına Giriş adlı bir dersimiz vardı. Bir gün Doç. Dr. Nuri SAĞLAM hocamız, sınıfta edebiyatın kurgusallığı/kurgu dışı olması bağlamında tartışma ortamı yaratırken şöyle bir cümle kurdu: ‘’Gerçeklik kurgusaldır, biz de öyleyiz. İnanıyorsanız yüce bir tözün, Tanrı’nın; inanmıyorsanız maddenin kurgususunuz.’’ Bu söz üzerine çok uzun müddet düşündüm, okudum, araştırdım… Kendi düşüncelerimi kaleme almak istedim nihayetinde. Şayet gerçeklik kurgusalsa, her şey illüzyonsa özgür irade mefhumu tartışmaya kapanmış olmuyor mu böylelikle? Yahut gerçekliğe içkin olan aşkınlığımızı nerede konumlandırmak gerekiyor? Gerçeklik diye tekil bir kavram yoktur belki de. Bu mefhum zaten tümel ve farazi bir mefhum, müşahhas değil. Şeylerin teker teker gerçekliğinden söz edebiliriz; atıyorum masanın, sandalyenin, kuşların, çiçeklerin… Ancak bir kavrayış olarak gerçekliği zihnimizde tasavvur etmek ve onu somutlaştırmak pek mümkün görünmüyor. Yani ‘’Gerç...

Beyazıt Meydanı'nın İncisi: Küllük Kahvesi

Resim
              Bugünkü içeriğimizin konusu 1930’lu yılların edebiyat çevresine damgasını vurmuş olan Küllük Kahvesi. Küllük; İstanbul’un gözbebeği Beyazıt Meydanı’nda konumlanıp Beyazıt Camisi’ne sırtını yaslayarak, gerek dönemin akademik çevresi ve İstanbul Üniversitesi öğrencileri tarafından gerekse şair ve yazarlar tarafından tercih edilen bir uğrak alanı olmuştur. Hemen bitişiğindeki meşhur Emin Efendi Lokantası’nda yemek yiyen sanatçılar, ardından Küllük’te çay-kahve içerek edebiyat sohbetlerine iştirak etmişlerdir. Kimler gelip geçmemiştir ki Küllük’ten? Orhan Veli Kanık, Mehmed Fuad Köprülü, Ahmet Hamdi Tanpınar, Agâh Sırrı Levent, Sait Faik Abasıyanık, Nazım Hikmet, Asaf Hâlet Çelebi ve nicesi… Şair Sıtkı Akozan, Küllüknâme adlı uzun bir şiirinde şu dizelere konuk etmiştir kahveyi: ‘’Sanmayın âvâre bülbüller gibi güllükteyiz / Biz yanık bir kor gibi sabah akşam Küllük’teyiz.’’ Akozan aynı kitabında İstanbul’un göğsüne...

Mayakovski’nin ’'Şiir Nasıl Yapılır’’ Kitabının Düşündürdükleri

Resim
Az evvel Mayakovski'nin ''Şiir Nasıl Yapılır'' adlı kitabını bitirdim. Bu yazı da biraz alıntılardan hareketle düşüncelerimden oluşacak. ‘’… onlar, ebedi şiirin hiçbir diyalektiğe sığmadığına ve tek üretim sürecinin, başlarının ilham için dikilip beklemesi ve göksel şiirin-ruhun kabak kafalarına güvercin, tavus kuşu ya da devekuşu olarak konması olduğuna inanıyorlar. Bu beyleri teşhir etmek zor değil.’’ (Vladimir Mayakovski, Şiir Nasıl Yapılır, s.9) Bu alıntıda Mayakovski, romantik küçük-burjuva şairlerini eleştirerek söze başlıyor ve şiirsel üretimin bir ilham sonucu ortaya çıkmadığını vurguluyor. Katılıyorum. Şiir, bir gözlem işidir; diyalektiktir, çatışmalar şiiri besler. Bunun yanı sıra şiir için geniş, bilimsel bir tarihsel perspektifin; sosyolojinin, psikoloji ve felsefenin, hatta evrensel mit bilgilerinin var olması gerektiğini savunuyorum. Gerekirse çiçeklerin, yıldızların, sembollerin dahi farklı kültür ve toplumlarda neyi simgelediği araştırılmalı. B...