Alevilik-Bektaşilik Işığında Âşık Ali Dede'nin Yaşamı, Öğretisi ve Nefesleri


HALKBİLİMİ FİNAL ÖDEVİ
(DERLEME)


İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı 1. Sınıf Güz Dönemi

Cemre Nehir KARAİN

 

Derleme Adı: Alevilik-Bektaşilik Işığında Âşık Ali Dede’nin Yaşamı, Öğretisi ve Nefesleri
Derleme Tarihi: 19.11.2022
Kaynak Kişi: Mustafa Sazcı
Derleme Yöntemi: Mülakat (Görüşme)
Derlenen Metin: Âşık Ali Dede’nin Nefesleri
Derleyici: Cemre Nehir Karain


Kaynak Kişi Bilgileri

Ad-Soyad: Mustafa SAZCI
Doğum Tarihi:
27.02.2002
Doğum Yeri:
Antalya/Muratpaşa
Memleketi: Malatya/Yazıhan, Yukarı Tenci Köyü
Verdiği Bilgileri Kimden Aldığı:
Aşık Ali Dede’nin oğlu, kaynak kişinin de dedesi olan Hasan Sazcı; Âşık Ali Dede’nin cönkleri ve talipleri, cemler.
Öğrenim Durumu: Akdeniz Üniversitesi Turizm Fakültesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Öğrencisi

 

 

Âşık Ali Dede Yaşamı, Öğretileri ve Nefesleri

           Alevilik yolunda bilindiği üzere Dedelik üç makamdan oluşur ve üç ocak tipi vardır. Bu makam ve ocaklar şu şekildedir:

1.      Rehberlik (Rayberlik)

2.      Pirlik

3.      Mürşitlik

Ocaklar:

1.      Rehber Ocağı

2.      Pir Ocağı

3.      Mürşit Ocağı

Derlememizde konu edineceğimiz Âşık Ali Dede de İmam Zeynel Ali’nin Pir Ocağı olan Kızıldeli Seyit Ali Sultan Ocağı’nın rehberlik hizmetini yürütmüştür. Bu ocak ikiye bölünmektedir:

1.Rehberlik Hizmeti (Seyit Muhammed Kolu)

2.Pirlik Hizmeti (Seyit Veli Kolu)

Kaynak Kişi Mustafa Sazcı ile Yaptığım Görüşme

DERLEMECİ: Öncelikle merhaba, nasılsın Mustafa?

KAYNAK KİŞİ: İyiyim Cemre can, eyvallah. Sen nasılsın?

DERLEMECİ: Ben de iyiyim, sağ olasın. Bana biraz Âşık Ali Dede’den bahsedebilir misin?

KAYNAK KİŞİ: Tabii. Büyük dedem Âşık Ali Dede, Seyit Muhammed Kolu’nun evlatlarından olan Seyit Mahmut Baba’nın oğlu. Seyit Mahmut Baba, köydeki talipleriyle minimal bir Rıza Şehri ekolü yaratıp hakikatçi söylemlerde bulunduğundan ötürü Malatya’dan Adana/Ceyhan’ın Durhasan köyüne sürülmüş.

DERLEMECİ: Hakikatçi söylemler nedir Mustafa?

KAYNAK KİŞİ: Aleviliğin asimile edilmeyen, resmî ideoloji dışındaki boyutu.  Bunu sonraki görüşmelerimizde uzun uzun konuşuruz. Seyit Mahmut Baba, Şeyh Bedreddin’in ‘’Ay ve Güneş herkesin lambasıdır, hava herkesin havasıdır, su herkesin suyudur. Ekmek neden herkesin ekmeği değildir?’’ sözlerini düstur edinmiş. Gittiği her yerde taliplerine de bu öğretiyi aşılamış ve uğradığı baskılara rağmen verdiği ikrardan dönmemiş.

DERLEMECİ: E tabii bu da birilerinin işine gelmemiş olsa gerek.

KAYNAK KİŞİ: Evet, öyle. Köy ahalisinin ve cümle canların Rıza Şehri söylemlerinden ürken dönemin ağaları, bir nevi tekfircilik yaparak Seyit Mahmut Baba’nın yolunu kesmeye çalışmış fakat Seyit Mahmut Baba; Erzurum/Kemah’ta, Antep’te, Osmaniye’de ve nihai olarak Durhasan’da da taliplerine bunu öğütlemekten geri durmamış. Yaşamında bu duruşunu hem pratik olarak sergilemiş hem de nefeslerinde belirtmiş.

DERLEMECİ: Baba İshak’ların, Hacı Bektaş evlatlarından Şah Kalender’in, Bedrettin’in, Börklüce ve Torlak Kemal’lerin izinden gitmiş yani…

KAYNAK KİŞİ: Evet.

DERLEMECİ: Peki nefeslerinde hangi mahlasları almış kendisine Seyit Mahmut Baba?

KAYNAK KİŞİ: Cönklerine göre Kul Mahmut, Mahmut Baba ve Turabî Mahmut mahlasları.

Birkaç nefes ile örneklendirelim…

Ey zâhid bizleri avare sanma,
Sultan Seyyit Ali Pir’imiz vardır,
Bizleri Allah’tan ayrıdır sanma,
Fâtır-ı Kâdir’de cismimiz vardır.


Bizlere farz koşma abdest, namazı,
Vallaha bilmeyüz haccı zekâtı,
Her vakit tutmuşuz mânâ orucu,
İman tasdik eden dilimiz vardır.


Cemal-i insanda okuruz ayet,
Kitab-ı Sübhân’ı hatmettik gayet,
Gel ey zâhid sen de eyle riayet,
Kusur affedici yolumuz vardır.


Tûrabi Mahmud’um sırrı faş ettik,
Alem-i zülmata hem delil ettik,
Marifet bâbından badeyi içtik,
Gayrı Hak söyleyen dilimiz vardır.

***

Sana derim talip işit bu sözü,
Küntü kenz manasın bilenler bilir.
Ocağın nârıyla dağlayıp özü,
Ak ile karayı seçenler bilir.


İki elif, üç uruf ilimin başı,
Üç sünnet, yedi farz Kırkların işi,
Dört kapı, kırk makam Hakikat başı,
Serini meydana koyanlar bilir.


Ali insan okur, Muhammed farsi,
Yüz yirmi dört bin nebinin nesli,
Hünkâr Hacı Bektaş, Ali'dir aslı,
Yedullah ayeti bilenler bilir.


Düşkünün derdine çare devayı,
Erenler köşkünde zevk ü sefayı,
Hakikat yolunda cevr ü cefayı,
Deli iken delil olanlar bilir.

Aşığa bâdeyi, maşuğu sunar,
Bâdeyi desturla içenler kanar,
Mürşid'in dilleri çağlayan pınar,
Pınardan bir katre içenler bilir.

 

Tûrabi Mahmud'um Hakk'ı görmüşem,
Görüp cemâlına niyaz olmuşam,
Hü çekerek divanına durmuşam,
Ol vahdet meyinden içenler bilir.

***

Gör delil-i Şah-ı Merdan uyandı,
Aman Kızıldeli gel imdat eyle.
Zalımın zulümü arşa dayandı,
Aman Kızıldeli gel imdat eyle.


Müminlerin, müslimlerin varısın,
Yalangızın kanadısın, kolusun,
Pirim Hünkâr Hacı Bektaş da sensin,
Aman Kızıldeli gel imdat eyle.

Nurun ile cümle alem boyanır,
Şulesinden talip, muhip uyanır,
Medet mürvet eşiğine dayanır,
Aman Kızıldeli gel imdat eyle.


Arı pervaz eyler özü içindir,
Kâmil insan derler sözü içindir,
Delil de uyanır közü içindir,
Aman Kızıldeli gel imdat eyle.

 

Bu menzilde sabit kadem kılana,
Küfür deryasında iman bulana,
Hakikat bahrine şeksiz dalana,
Aman Kızıldeli gel imdat eyle.

 

Mahmut Baba der ki ey güzel şahım,
Yetişmez mi sana feryadım, ahım,
Şahımın yüzleri şems ile mahım,
Aman Kızıldeli gel imdat eyle.

DERLEMECİ: Peki ya Âşık Ali Dede? Onun hayatını anlatır mısın?

KAYNAK KİŞİ: Seyit Mahmut Baba ve Hanım Ana’nın ilk ve en büyük evladı olarak 1898’de dünyaya gelmiş Âşık Ali Dede.

DERLEMECİ: Böyle bir babanın evladı olunca o da hakikatçi söylemlerden vazgeçmemiştir elbet, değil mi?

KAYNAK KİŞİ: Doğru. Büyük dedem Âşık Ali Dede de babasından sonra rehberlik hizmeti yürütmüş, Hakk ve Hakikat Aşığı olarak cem hizmetlerinde bulunmuş. Cönklerinden edindiğim bilgiler ışığında Âşık Ali Dede, nefeslerinde sıklıkla Zemheri mahlasını kullanmakla beraber; Âşık Ali, kısmen de Derviş Ali mahlaslarını da kullanmış. Bunun yanı sıra Âşık Ali Dede, on iki perdeli dede sazı çalıp farklı yörelerde âşıklık da yapmış.

DERLEMECİ: Bana biraz Âşık Ali Dede’nin nefeslerinden söz edebilir misin Mustafa can?  

KAYNAK KİŞİ: Olur can. Yol-erkân bilmeyenler onun nefeslerini incelediğinde ekseriyetle yanılgıya düşebiliyor. Oysa işin batıni boyutu dikkate alındığında Âşık Ali Dede, nefeslerini bir sevgiliden çok bağlı bulunduğu ocağın pirine, mürşidine yazmış. Bak mesela, şöyle bir dörtlüğü var: ‘’Şu vücud-u âdem cana zindandır / Seyran et zindanı aş demedim mi / Derenin önünde bendi düşmandır / Yıkıp da deryaya koş demedim mi’’

DERLEMECİ: Oldukça derin dizeler bunlar…

KAYNAK KİŞİ: Öyle. Bu nefeste belirttiği üzre insan vücudunu bir zindana benzetir Âşık Ali Dede. Çünkü doğduğunda ham ervah, masum-u pak olan insan; büyüdükçe kibir sahibi olup kirlenmekte, kendini eşref-i mahlûkat olarak görmesinden ötürü doğaya hükmetmektedir. Kişi ne zaman nefsini yok eder de bir olduğu doğayla birleşirse, kendini toprakla bir görüp ehl-i turab olursa o zaman insan-ı kâmil olabilir. Bu da âşığın, gark olduğu zindandan çıkarak maşuğuna kavuşması, ölmeden evvel ölmesi demektir.

DERLEMECİ: Mansur’un meydanda Ene’l-Hakk demesi gibi. Kavs-i uruçun son halkası… Bunu bir açıdan panteizm ile özdeşleştirebilir miyiz Mustafa? Çünkü bizdeki Tanrı, resmî ideolojinin yarattığı algının aksine tam olarak semavi dinlerdeki aşkın Tanrı gibi değil, biliyorsun. Anadolu Aleviliğinde bu tanrı evrene ve insanlara içkin… Doğadır bu yani. Spinoza’nın tanrı-doğa kuramı örneklendirebilir bunu, bir biçimde. Tanrı-doğa-insan olarak belki… Bizdeki devir ve don değiştirme kuramı da onlardan farklı.

KAYNAK KİŞİ: Evet. Zaten âşık, mâşuğuna kavuştuktan sonra gizli bir sır olan Ene’l-Hakk’a vâkıf olacak, bir olduğu doğayla bütünleşerek zindanından kurtulacaktır. Vücudun içindeki insan damlada zerre iken, vücudu aşan âdem ise damla iken artık derya olmuştur. Bir diğer deyişle Şah-ı Merdan’ın buyurduğu üzere vücudu aşmayan âdem kendini küçük bir cisim sanır. Oysaki vücudunu aşan âdem en büyük alemin kendinde gizli olduğunu bilir.

DERLEMECİ: ‘’İnsan Hakk’ta, Hakk insanda…’’ deniliyordu deyişte. Tam olarak bu.

KAYNAK KİŞİ: Kesinlikle. Bir keresinde dedem bir cem sırasında kulağıma ‘’Ali Allah’tır oğlum.’’ diye fısıldamıştı. Hakk-Muhammed-Ali… Hepsi bir. İnsanda hepsi. 

DERLEMECİ: Ben de yazdığım bir dörtlükte şöyle demiştim can: ‘’Üçler beşler yediler kırklar / On dört masum-u paklar / Pirim deyü hepsi birdir / Ali’yi bilirsen kendini…’’ Peki, Âşık Ali Dede’den birkaç nefes daha örnek verebilir misin?

KAYNAK KİŞİ: Tabii. Ama bir noktayı belirtmek gerekiyor. Eskiden bunlara nefes denmezmiş, biliyor musun?

DERLEMECİ: Öyle mi? Deme var bir de…

KAYNAK KİŞİ: Yok can, deme de değil. Ayet denirmiş. Âşığın sözü Kur’an’ın özü, insan-ı kâmilin sözü Hakk’ın sözü çünkü.

DERLEMECİ: Doğru. Bundan bağlamaya da telli Kur’an diyoruz herhalde…

KAYNAK KİŞİ: Evet. Çünkü insan-ı kâmil olan kişi zaten Hakk olmuştur. Sırra vakıftır. Bundan sonra yolu öğretmeye yarayan ocaklara, pirlere, mürşitlere de ihtiyacı kalmamıştır.

 Âşık Ali Dede’nin ayetlerinden devam edelim…



Hayli demdir, dosttan ayrı düşeli,
Tükenmez efkârım bilmem nedendir.
Ciğerciğim aşk oduna düşeli,
Şaşırdım aklımı bilmem nedendir.


Alıştı yüreğim pişti yanıyor,
Aşkın şarabını içen kanıyor,
Beni gören deli Mecnun sanıyor,
Sundum tebdilimi bilmem nedendir.


İnsaf et sevgilim, çektiğim yeter,
Aşkından tutuştum bedenim tüter,
Ayrılık yoksulluk hicran besbeter,
Birikti başıma bilmem nedendir.


Aşk odu kalıptır sinemi dağlar,
Gözüm yaşı durmayıp çağlar,
Cemalından cüda düşenler ağlar,
Zayettim fikrimi bilmem nedendir.


Nail oldum dostun zülfü teline,
Nurlu cemaline tatlı diline,
Gözüm yaşı döndü bahar seline,
Akar boz bulanık bilmem nedendir.


Hazan değmiş Erzincan’ın bağları,
Dumanlıdır Erzurum'un dağları,
Pir yolunda geçti ömrüm çağları,
Geçirdim ömrümü bilmem nedendir.



Aşık Ali'm kaldım ıssız çöllerde,
Böyle dert bulunmaz garip kullarda,
Gönlüm intizarda gözüm yollarda,
Gözüm yolda kaldı bilmem nedendir.

***

Niçin kaçırırsın o gül yüzünü,
Yardan değil elden ar eyle dilber.
Nadana çevirme ela gözünü,
Bakıp zarar değil kâr eyle dilber.

 

Keştîsi olmayan derya aşamaz
Aşıp da deryayı bahre dalamaz,
Aşıklar bahrinde keştî bulunmaz,
Cismini, canana tar eyle dilber.

 

Cananın lebleri şekerdir baldır,
Aşığın çektiği bu nice haldır,
Erenleri getir ikrarım aldır,
Gönül kâbesini dâr eyle dilber.


Didenden dökülen cihana değer,
Cemalde görünen Rahmanmış meğer,
İkrarımdan bir gün dönersem eğer,
Bastığım yerleri nâr eyle dilber.


Derdi olanların yaralı bağrı,
Bülbüller şakımaz gülünden ayrı,
Kırıldı kanadım uçamam gayrı,
Yok oldum cihanda var eyle dilber.

Salınıp gezersin bizim illerde,
Adın söyleniyor bütün dillerde,
El aman mürüvvet koyma dillerde,
Canını canıma yar eyle dilber.

 

Eğer aşık isen maşuğun gözle,
Ummana dalınmaz riyakâr özle,
Zemheri kulunu bir beyaz (kefin) bezle,
Sarıp da başında zâr eyle dilber.

***

Hakikat bahrine daldım bir kere,
Ondan gayrı derya, umman istemem.
Savm ile salâtı saldım ellere,
Şol cennette huri gılman istemem.


Bağladım özümü dostun yoluna,
Durdum Mansur gibi ulu dârına,
Dağlayıben özüm aşkın nârına,
Serpmeyin bir damla su da istemem.

 

Dervişin kemendi boynunda gezer,
Küfürün içinden imanı süzer,
Şeriat ehliyle edilmez pazar,
Gevher olan yerde pulu istemem.

 

Zemheri turabdır böyle biline,
Özünü katagör aşkın seline,
Eğer düşürürsen mahluk diline,
Soydan gelen bahareti istemem.

***

Tanrı yek vücudken bu koca handa
Ene’l-Hakk diyenler girsin içeri.
Vakıf olup sırra nat-ı Kuran'da
Kızılbaş'ım diyen girsin içeri.


Halk olduk cihanda toprak anadan
Yandık ateşinden söndük suyundan.
Kırkların darından, pir meydanından.
Nefesin alanlar girsin içeri.


Çok söyledi Hallaç ile Nesimi
Bu yüzden kesildik ezelden beri
Yine de veririz bu güzel seri.
Ben ölmezem diyen girsin içeri.

 

Dost Zemheri bilir insanda hakkı.
Kâmil insanların ayak turabı.
Göklerde aramaz makam-ı rabbı.
Hak bendedir diyen girsin içeri

***

Sen kendi başına ekip biçersin
Elendin mi talip eleneceksin,
Tarikat altından nasıl geçersin,
Elendin mi talip eleneceksin.

 

Arı ne gezersin balın içinde,
Türlü haller vardır halin içinde,
Yedi elek vardır yolun içinde,
Elendin mi talip eleneceksin

Rehber eleği üstad işidir,
Musahip eleği onun eşidir,
Menzil menzil göçmek kuşlar işidir,
Elendin mi talip eleneceksin.

 

Hakk’a kul olanlar Hakk'tan geçer mi,
Özü çürük olan eler seçer mi?
Elenmeyince lokma hayra geçer mi?
Elendin mi talip eleneceksin.

 

Derviş Ali'm teni olupdur.
Sırr-ı Yezdan erenlere gelipdur.
Yedi elek Pir'de tamam olupdur,
Elendin mi talip eleneceksin.

***

Hakikat göyneği billahi nârdır,
Yanmak diler isen vücudun közle,
Her pazar içinde hilekâr vardır,
Maksudun cevherse sarrafı gözle.

 

Cim'e sır olmuştur Hakk'ın cemâli,
Elif'e erenler bulur kemâli,
Hakikat sırrını soran Mevali,
Yazılmaz kalemle, söylenmez sözle.


Verdinse ikrarı sakın ha dönme,
Bir anda parlayıp bir anda sönme,
Kendi kusurunu ellerden bilme
Meydana çıkılmaz kararmış yüzle.

Aşık Ali der ki dinle ey talip,
Hakikat ehline olursan muhip,
Yek vücut dururken alem çok bilip,
Hakikat sürülmez görmeyen gözle.

 

DERLEMECİ: Âşık Ali Dede hakkında başka verebileceğin bilgi var mı can?

KAYNAK KİŞİ: Âşık Ali Dede, 1978 senesinde Hakk’a yürümüş. Ama biliriz ki âşık ölmez, don değiştirir.

DERLEMECİ: Kâh ağaçta kâh suda, kâh toprakta… Devri daim ola! Bilgiler için çok teşekkür ederim Mustafa can. Aşk ile!

KAYNAK KİŞİ: Eyvallah can, aşk ile…   

 

 

FOTOĞRAFLAR





DEĞERLENDİRME RAPORU:

            Bu konuyu seçmemin nedeni hem kendi kültür ve yoluma dair daha çok bilgilenmek hem de gelecekteki araştırma konularımın ve derlemelerimin bir ön hazırlığını oluşturmaktı. Şiiri, tekmil edebiyat düzleminde ayrı ve başka konumda tuttuğumdan ötürü yine şiir üzerine bir derlemede bulunmak istedim. Amatörce hazırlanmış bir çalışma olsa dahi benim için büyük bir deneyim oldu, bu tarz sorumluluklardan ne kadar keyif aldığımı fark ettim.

            Başta, vaktini ayırıp değerli sohbetiyle beni bilgilendirdiği için Mustafa Sazcı cana; sonrasında da bizlere bu ödevi verip kendimizi geliştirmemize, kültürümüzü tanımamıza olanak sağlayan Prof. Dr. Abdülkadir Emeksiz hocama teşekkür ederim.       

           

Cemre Nehir KARAİN
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi
Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü 1. Sınıf Öğrencisi
 

 

  

            KAYNAKÇA:

-Engin, Kâzım Musa, Hak ve Hakikat Yolu Alevilik. 1.bs., Ankara: Dorlion Yayınevi, 2020.

-Artun, Erman, Türk Halkbilimi, 17.bs., Adana: Karahan Kitabevi, 2020.

-Kutlu, Haşim, Kızılbaş Alevilikte Yol Erkan Meydan, 1.bs., Ankara: Yurt Kitap Yayın, 2007.

-Kulak, Önder, Aleviliğin Sırrı: Hallacı Mansur, Plotinos’tan Mansur’a Mansur’dan Aleviliğe, 1.bs., İstanbul: Bilim ve Gelecek Kitaplığı, 2019.

 


Yorumlar

  1. Cemre Can, oldukça doygun verimli bir söyleşi olmuş; okuduğuma ve bildiklerime yeni kavramlar, yönler kazandırmana kendi adıma sevindim. Teşekkür ederim.Yetkin bir söyleşi kimliğini de takdir ettim. İyi yılların ve yazıların olsun. K.Nuri ÇELEBİ

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Muhalefete Dönük Saldırılar, Paramiliter Yapılanmalar...

Doğa ve İnsan İlişkisi Bağlamında Yabancılaşma

Gençlik Kavganın Neresinde? Devrim Yolunda İdeolojik Mücadele Ve Devrimci Şiddet

Alacakaranlıktaki Ülkemize Bir Bakış | ''Öyle mi Erdoğan?''

Maraş Katliamı (19-26 Aralık 1978)