Mazi (Öykü)

Mazi

Bir kabarıp bir durulan dalgaları seyre dalmışlardı. Kadın sigara yaktı. Adama dönüp, ‘’Uzun zaman oldu. Nasılsın?’’ diye sordu. Bir yandan da sorduğu sorunun ne denli saçma olduğunu düşünüyordu. Adam derin bir nefes aldı. ‘’İyiyim, desem inanır mısın?’’ Kadın başını iki yana salladı. ‘’Bu soru lafügüzaftı, biliyorum.’’ dedi dumanı üflerken. Uzun uzadıya birbirlerine baktılar. Denilecek çok şey vardı fakat susuyorlardı. Çünkü anlatılamayan ne varsa ancak sükûnetle anlaşılırdı. Gözlerin omzuna ne çok yük bırakıyoruz, diye düşündü ikisinden biri. Yutkunamadılar.

‘’Yaşlandık işte,’’ dedi kadın. Güldüler. ‘’hepimiz savrulduk bir yerlere.’’ Adam da bir sigara çıkarıp yaktı. ‘’Öyle,’’ dedi, ‘’kötü savrulduk.’’ Gözlerini kapatıp maziye daldı. ‘’Sanki tüm mezarlıklar dostlarımızla dolu, her sokakta kan izi, gözü yaşlı annelerin ağıtı… Ne çok öldük Sevil, ne çok öldürüldük! Bak… Şu göğe bak. Hâlâ karanlık. Fakat deniz… Uçsuz bucaksız. İnsanlar yaşayıp gidiyor işte. Yine olsa yine dövüşürüz elbet. Darağaçlarında haykırır; vurur, vuruluruz. Fakat keşke başarabilseydik.’’ Duraksadı. ‘’Memleket sorunları, cezaevleri, açlık grevleri şu bu derken; bir bakmışsın, ömür geçmiş işte.’’

Kadın, çok şey anlatıyordu suskunluğu ile. Konuşmadı. Uzaklara daldı. ‘’Biliyor musun, bir miting dönüşü bana verdiğin kitabı hâlâ saklıyorum. ‘’ dedi. ‘’Darbe günü annem kitaplarımı yakmak zorunda kaldığında onu alıp özenle gizlemiştim. Dün gibi aklımda sözcüklerin birer birer küle evrilişi… Hiç unutmuyorum. Cezaevindeyken onu bir şekilde içeri sokup defalarca okumuştum. İçine de bir çiçek kurutup koymuştum. Bir gün voltada arkadaşın biri alay etmişti duygusal küçük burjuva diye… Kim bilir şimdi nerededir.’’

O esnada yanlarından geçen iki yeşil parkalı gence ilişti gözleri. Gençlerin elinde bayraklar vardı. Fırtınalarda savrulurcasına yürüyüp kayboldular. Adamla kadın, buruk bir tebessümle birbirlerine baktı. Hiçbir zaman yenilmemişlerdi. Çünkü umut dimdik ayaktaydı. Belki yarın o iki gençten birisi, dünyaya kızıl bir tabutla veda edecekti. Belki bir hücrenin içerisinde denize ve gökyüzüne hasret… Ama kavga bir sevdaydı. Sevdasız ömür geçer miydi? 

Adamla kadın el sıkışıp vedalaştılar. Mazi gözlerini doldurmuştu, göğe baktılar. Artık tüm zincirler kırılmalı ve karanlığın ablukası dağıtılmalıydı. Her kuşak, sonraki kuşağın çocuklarına tertemiz bir dünya bırakmak için yola düşmüştü. Ve bir gün yeni bir dünya muhakkak kurulacaktı, biliniyordu.

Yürüdüler.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Muhalefete Dönük Saldırılar, Paramiliter Yapılanmalar...

Doğa ve İnsan İlişkisi Bağlamında Yabancılaşma

Gençlik Kavganın Neresinde? Devrim Yolunda İdeolojik Mücadele Ve Devrimci Şiddet

Alacakaranlıktaki Ülkemize Bir Bakış | ''Öyle mi Erdoğan?''

Maraş Katliamı (19-26 Aralık 1978)